İstanbul’un Horhor semtine küçük
Urfa desek yanılmış olmayız zira burada yaşayanlar geleneklerini ve mutfak
kültürlerini Aksaray’ın ara sokaklarında yaşatıyorlar. Horhor’da birbirinden
iyi kebapçı var ama bunların içinde Şavak Usta’nın yeri apayrı.
10 Mayıs 2015 Pazar
5 Nisan 2015 Pazar
Adana kebabı yozlaşıyor mu?
İstanbul’da yüzlerce Adana kebapçısı var
ama bu kebabı hakkıyla yapanların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Çoğu
kebapçıya satırla kıyma yapmak zor geliyor, kuyruk yağı kokuyor diye
kebaplarına koymuyorlar, Adana kebaptan çok, makine kıymasından adana görünümlü
köfteler dört bir yanı sardı.
Günümüz İstanbul’unda iyi bir Adana kebapçısını bulmak kolay değil. Karagümrük’teki Emin Usta Avrupa yakasında bu
işi en iyi yapanlardan, Kurtuluş’taki Adana Ocak başı ise eski formundan uzak,
son gittiğimde kebapları 50% satır, 50% makine
kıymayla yapıyorlardı. Umarım eski günlerine en yakın zamanda eski günlerine dönerler.
İstanbul’da burger turu
Seksenli yıllarda fast food zincirleriyle tanıştığımız
hamburger ülkemizde çok popüler olmakla beraber gerçek Amerikan hamburgerini
yapan mekânlar parmakla gösterilecek kadar azdı.
Son yıllarda rüzgârın yönü değişmeye başladı.
Son yıllarda rüzgârın yönü değişmeye başladı.
Hamburger turumdaki ilk
durağım Burger Joint. İki sene önce Tadı Damağımda’da yer alan burgerci kalite
çıtasını yükseltmiş. Geçmişte olduğu gibi etler Bebek Kasabı’ndan, hamburgere
antrikot eklemişler ve döş oranı artırmışlar,
hamburgerden lezzet fışkırıyor. İstanbul’da yediğim
hamburgerler arasında gerçek Amerikan hamburgerine en yakın lezzet diyebilirim.
2 Mart 2015 Pazartesi
Mükemmellik ayrıntılarda gizlidir –Terrine
Günümüzün modern rafine mutfağını etkilemiş en önemli gastronomi akımı Nouvelle Cuisine'nin temelleri 1970'li yıllara kadar uzanmakta. Burjuva mutfağının (Cuisine Bourgeoise) krema-bazlı ağır soslarına bir tepki olarak doğan; hafif ve sağlıklı yemekler amaçlayan, sos kalınlaştırıcı olarak un yerine sebze pürelerini ve nişastayı tercih eden, yenilikçilik ile yaratıcılığı ön plana alan bir mutfak devrimi ‘Nouvelle Cuisine’.
Schwabing’de üniversite bölgesi yakınlarındaki mekânın Art Nouveau tarzında dizayn edilmiş yirmi kişilik sevimli salonundan içeri giriyorum. Güler yüzlü restoran personelinin sıcak karşılamasından sonra mönüye bir göz atıyorum. Deneyselliğin hâkim olduğu mönüdeki yemekleri Şef Jakob Stüttgen bizzat kendisi anlatıyor.
23 Şubat 2015 Pazartesi
Edirne’de köfte, ciğer keyfi
Edirne ciğeri ile ünlü olsa da Selimiye Camii’nin karşısındaki Park Köftecisi Osman Edirne’ye yolu düşenlerin mutlaka uğraması gereken bir lezzet durağı. Köfteciden içeri girdiğimde salaş bir salon beni karşılıyor, siparişimi verdikten kısa bir süre sonra köfteler servis ediliyor.
8 Şubat 2015 Pazar
Milano izlenimleri
Kısa
Milano gezimde makul fiyata güzel yemek yenilecek birkaç mekânla karşılaştım.
Milano diğer İtalyan
kentlerine kıyasla turizm açısından pek zengin bir kent değil. Gezilip görülecek yerler bir elin parmaklarını
geçmiyor: Duomo kilisesi, Vittorio Emanuele Galerisi, La Scala, Sforzesco, Santa
Maria delle Grazie. Turizmden çok sanayi şehri olan Milano’da hayatta bir o
kadar pahalı.
Balkanların efsanevi lezzeti: Pleskavitsa
Yolu
Belgrad’a düşenlere harika bir pleskavitsa için rotalarını Lovac’a
çevirmelerini tavsiye ederim.
Belgrad’ı ziyaretimin
ikinci günü şehrin güney bölgelerini keşfe başlıyorum. Kral Aleksandra Bulvarı
üzerindeki Bizans mimarisinden esintiler taşıyan St. Mark Kilisesini selamlayıp
ve Tasmajdan parkına varıyorum. Buralara kadar
gelmişken bilim ve teknoloji yapısını kökünden değiştiren birçok buluşa imza
atmış Nikola Tesla’nın müzesine gitmeden dönmek olmaz diyerek müzeye adım
atıyorum. Kablosuz elektrik deneylerin yapıldığı müzede zaman su gibi akıp
geçiyor.
Müzenin ardından Nikola
Tesla müzesi yakınlarındaki Lovac’a bir öğlen yemeği için uğruyorum. Kent
halkının tercih ettiği, Lovac; tarihi olduğu kadar tarihine de saygılı bir
restoran. Geyik etinde uzmanlaşmış Lovac damak tadına düşkünler için bir cennet
adeta. Turistlik bölgenin
biraz uzağındaki restoranın müşterileri daha çok yerli halk. Pazar öğleden
sonra gitmeme rağmen yarım saat içinde masalar mekânın Sırp müdavimleri
tarafından doluyor, restoranda benim
dışında turist yok, içerdekilerin çoğu Sırp aileler.
Mönüdeki ev yapımı
sosis dikkatimi çekiyor, denemek istiyorum. geyik etinden yapılmış sosisin tadı
olağanüstü değil ama mahcup ta etmiyor. Sosisin ardından Balkanların klasik
lezzeti Pleskavitsa'yı ısmarlıyorum. Pleskavitsa'ya hamburgerin atası desek
yanılmış olmayız.
Garson porsiyonların büyük olduğu, yarım porsiyon almamın
yeterli olacağını söylüyor. Gerçekten haklıymış, porsiyonlar öksüz duyuracak
cinsten. Pleskavitsa İstanbul’daki
Boşnak restoranlarında yediklerime benzemiyor,
tadı hâlâ damağımda.
Lovac’ta fiyatlara yüzünüzü güldürecek cinsten. pleskavitsa 600 RSD yarım porsiyon sosis 400
RSD, yaklaşık 30 liraya güzel bir ziyafet çekmek mümkün.
Lovac: Alekse Nenadovica 19, Belgrad
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









